Başlarında Türkler olmadan Arap birliği kurmaya çalışmak!

Ortak Arap Gücü’nün, Mısır ya da Suudi Arabistan’da konuşlanacağı ve Körfez ülkeleri tarafından finanse edileceği söyleniyor. Böylesi bir ordu, bölgesel sorunları çözmeyi amaçlayan gerçek bir pan-Arap oluşu değil bir araç olarak algılanıyor.

Mısır’da 29 Mart 2015 Pazar günü düzenlenen Arap Ligi Zirvesi’nde alınan ortak ordu kurma kararı, uzun yıllardır Arapların birliği özlemi çekenlerin umutlarının çok gerisinde kaldı. Geçmişte benzer planlar ölü doğmuştu. Halihazırda süregiden bölgesel gerilimler ve ayrışmalar göz önüne alındığında, bu yeni girişim de aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor.

Böyle bir güç kurulsa bile, etkisiz bir yapı olmanın ötesinde çözmeyi hedeflediği sorunları alevlendiren sonuçlar doğuracak birçok kriz ve engelle karşılaşır. Aşırı askerileşme ve mezhepçilik, Ortadoğu’yu en çok etkileyen sorunlardan ikisi. Dolayısıyla, Sünni çoğunluğun yaşadığı ya da Sünnilerin yönettiği ülkeleri kapsayan yeni bir gücün teşkil edilmesi, bu sorunları arttırabilir.

Anlaşmanın detayları henüz taslak halinde. Arap Ligi üyesi devletlerin askeri yetkilileri, ayrıntıları görüşmek üzere Nisan 2015 içerisinde toplanacaklar. Ama elimizdeki bilgiler, iyimser bir düşünce geliştirmemizi engelliyor.

Temel olarak ortak bir Arap ordusu için siyasi birlik şart ancak şu an ortada böylesi bir birlik yok. Birbirlerine karşı duran ittifaklar, hatta o ittifakların içinde dahi belli konularda anlaşmazlıklar mevcut.

Araplar arası bölünmeler

Ortak Arap Gücü, gönüllülük temelinde işleyecek. Arap devletleri, belli bir göreve katılıp katılmamaya kendileri karar verecekler. Gönüllü yapı fikri, belli bazı operasyonlarda Araplar arasında oluşacak bölünmelerle ordunun dağılmasının önüne geçme çabası olarak görünüyor.

Fakat Mısırlı yetkililerin verdiği bilgiye göre savaş uçakları, savaş gemileri ve hafif zırhlı araçların destekleyeceği 40.000 elit askerden oluşacak ordu, bu düşünceye ters düşüyor. Mısırlı yetkililerin ifadelerindeki yapı, gönüllü bir güçten ziyade kalıcı bir orduyu tanımlıyor. Eğer bileşenleri, ülkelerin isteği doğrultusunda eklenip çıkarılabilir olursa, ortak ordu her türlü teşkilatlanma, eğitim, koordinasyon ve muhabere açısından etki sağlayamaz.

Ordunun etkinliği, önerilen büyüklük noktasında da soru işareti doğuruyor. Bu büyüklükte bir ordu, bırakın Arap dünyasının genelinde aynı anda çıkacak bir krizi, tek ülkede meydana gelen bir kriz bile düşünüldüğünde, yetersiz kalabilir gibi duruyor. Onun ötesinde, sürüncemede kalan ya da insani ve maddi açıdan yüksek bir fatura çıkaran görevler, katılımcı ülkelerin kamuoyları ile olaydan kâr etmeyi amaçlayanlar arasında tepkiye yol açabilir.

Ortak Arap Gücü kurulması önerisini masaya, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi getirdi. Mısır Dışişleri Bakanı, ordunun hızlı ve etkili görevler gerçekleştireceğini söylüyor. Ancak Ortadoğu’nun acil sorunlarının hiçbiri, etkili biçimde çabucak çözülecek gibi değil. Bu durum, Ortak Arap Gücü’nün etkisinin fazla mı abartıldığı ya da görece daha küçük sorunları çözmeyi mi hedeflediği sorularını akla getiriyor.

Ortak orduya katılmamayı tercih eden ya da çekince belirten (Irak, Lübnan ve Suriye gibi) önemli ülkeler yanında birliğe verecek ekonomik ve askeri varlığı bulunmayan ülkeleri de göz önüne aldığımızda, katkı sunabilecek ülke sayısının, Arap Ligi üyesi 22 ülkenin en fazla yarısı kadar olduğunu ve bu ülkelerin kendi aralarında bile gerginlikler yaşadığını söyleyebiliriz.

Hükümetlerin meşruiyeti

Ortak Arap Gücü’ne katkı sunacak ülkelerin çoğunda otokratik rejimler hakim. Bu da Yemen’de süren Kararlılık Fırtınası Operasyonu’nda olduğu gibi, ortak ordunun hükümetlerin meşruiyetini müdafaa etme görevinin itibarını azaltıyor. Ayrıca devletin kötü muamelesine maruz kalanlar değil, sadece devletler ortak ordudan yardım talebinde bulunabileceği için bu işten en çok hükümetler kazançlı çıkacak görünüyor.

Bunun yanında hükümetler, ortak ordudan dolayı bölgesel desteğe sahip olduklarını hissedebilir ya da ordunun sınırlı sorumluluk alanından dolayı cezasız kalacaklarını düşünebilirler. Ki böyle durumlarsa ortak ordu, hükümetleri iç karışıkları bastırmaya teşvik etmiş ve halihazırda devam eden kötü muamelenin artmasına katkıda bulunmuş olur.

Ortak Arap Gücü’nün, Mısır ya da Suudi Arabistan’da konuşlanacağı ve Körfez ülkeleri tarafından finanse edileceği söyleniyor. Bu itibarla böylesi bir ordu, pek çok kişi tarafından bölgesel sorunları çözmeyi amaçlayan gerçek bir pan-Arap oluşumundan ziyade belli bazı ülkelerin otoritelerini konuşturacakları bir araç olarak algılanıyor.

Alınan bu izlenim, ABD’nin böyle bir ordu kurulmasını desteklediği ve o ülkeler dost ve müttefik olduğu için karşılıklı çıkarlar söz konusu olduğunda birlikte çalışılabileceği yönündeki açıklamayla daha da güçleniyor.

Şu ana kadar yapılan hamle ve açıklamalar, ortak ordunun ne amaçla kullanılacağı sorularını arttırıyor. İngilizThe Guardian gazetesi, bu hamlenin birincil olarak, halen devam eden Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) tehdidini hedeflediğini yazdı. Ancak cihatçı gruplardan en fazla etkilenen iki ülke olan Irak ve Suriye hükümetleri, ortak orduyla ilgili çekince belirttiler; ortak ordunun muhtemel yapısı ve İran ile ittifakları nedeniyle onu kullanmayacaklarını dile getirdiler.

Zorlu çatışmalar

Tün bunların yanında, Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil Arabi, Suriye’ye müdahale konusunda, “Kime müdahale edeceksiniz? Suriye’nin durumu çok karmaşık ve resmin içinde Arap olmayan unsurlar da var.” diyerek ortak ordunun Suriye’ye müdahale ihtimalinin üstünü çizdi.

Peki, ama devlet çağrısı olmayan, karmaşık ve içinde Arap olmayan unsurların bulunduğu durumlara müdahale etmeyecekse, ortak ordu neye müdahale edecek?

Üstelik Arabi’nin açıklaması, kafa karıştırıcı ve Arap birliği nosyonuna aykırı biçimde, ortak orduyu dış tehditler yerine Arap unsurlara karşı kullanmanın daha uygun ve tercih edilir olduğunu ima ediyor. Zaten bunun tersini, ortak ordunun çeşitli zorlu çatışmalara müdahale edip güçlü düşmanlarla karşı karşıya geleceğini düşünmek pek de gerçekçi olmazdı.

Ortak ordunun, Ortadoğu’daki en uzun süreli adaletsizliğe maruz kalan Filistinlilere de muhtemelen hiçbir faydası olmayacak. Arabi, Arap Ligi toplantısında Filistinliler için müdahalenin konuşulmadığını söyledi. Üstelik Ortak Arap Gücü, İsrail ordusuna rakip olabilecek güce sahip olmadığı gibi, İsrail ile arası iyi olan Mısır ve Ürdün’ün yanı sıra ABD ile ilişkilerini riske atmak istemeyen diğer devletlerin de böyle bir niyeti olmayacaktır.

 

Kaynak El-Cezire





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir